Merhapa misafir kişi ( Giriş | Kayıt Olayım )
|
|
|
Entries on 4/9/2008
Dizi seyretmeyeniniz varmıdır içinizde... Hiç zannetmem. Her yaşa, her zevke uygun dizi dizi diziler kapladı hayatımızı. Pembesi, Mavisi, uzunu kısası... boy boy mübarek. Bir zamanlar Dallas diye bir dizi vardı. JR günlük jargonumuza kazandıran dizidir... O dizi başladığında hayat durardı deyim yerindeyse... Hatta en ço hırsızlık olayları o dizi saatinde olurmuş. Tabi o zamanlar tek kanal vardı. Şimdi bir sürü kanal bir sürü dizi olunca, aynı evde birden fazla tv de dizi seyredilince olan hırsızlara oldu. Hırsızların önceden ev hakkında bir fizibilite çalışması yapması gerekir oldu. O evde hangi dizi populerdir gibisinden... E buda bizim hırsızları yorduğundan daha kolay bi yöntem keşfettiler. Kap-kaç... Ünlü bi reklam var hani...yıkıyorum, çıkıyorum....aynen onun gibi.... Kapıyorum kaçıyorum diyor artık hırsızlar... Neyse dizilere dönelim. Artık ülkemizdede bu büyük bir sektör olduğundan işler daha Filimsel En önemli konu üç şey...Hikayesi, Cast dediğimiz rol dağılımı ve hikayenin anlatım şeklidir. Hikaye kısmı tamamen şanstır. Ama genel olarak, toplumumuzun sosyo-ekonomik yapısı, milletimizin genel özellikleri dikkate alınır bu konuda. Size göre saçma gelen bir konunun izlenmes rekorları kırmasının nedenide budur bence. Cast konusuda en az hikaye kadar önemlidir. Rolü oynayan kişinin üzerine yapışmalıdır o hayali kahraman. Üçüncü anlatım yani yönetmenin kalitesidir. Bu konuda ülkemizde Osman Sınavın üzerine tanımam ben. Diğer yan faktörlerde, yayın saati, günü, o saatteki rakipleri gibi ikincil şeylerdir. Tabi birde işin reklam kısmı var. Teknolojik, örneğin efekt gibi şeyler var... Bilirsiniz... Korku filmlerinin unutulmaz yönetmeni Alfred Hitcock kendini filmin ufak bir yerinde gösterir. Bu onun imzasıdır. İnsanların zamanla kendini tekrarlar duruma düşmeleri gibi şeyler bu dizilerde de ortaya çıkar. Örneğin, polisiye bir dizide katil hep hizmetçi, uşak, şöfor gibi kimseler olmaya başladığı anda insanlar bundan sıkılmaya başlar... Batıda bu sorun dizinin her bölümünü farklı bir yazara yazdırarak çözülmüştür. O yüzden bu tarz diziler genellikle bir yazar grubunun eseridir. Ayrıca reytingler ve dizinin konusu arasında ilişkiler incelenir. Böylece dizinin akışı reytinglere göre değişebilmektedir. (bu arada anlaşılamayan oyuncunun canlandırdığı karakterin bir cinayet, yada kazayla ölmesi olaylarını yazmıyayım) Örneğin, iki sevgili bir bölümde buluşmadan dizi bitince, diğerinde buluştuktan sonra bitirilir ve ikisi arasındaki reyting incelenince sevgililerin akıbeti ortaya çıkar. Ben gerçek olmayan dizileri pek seyretmem. Sit-com denilen tek bölümlük komediler hariç tabi... Bana birileri anlattığı hikayelerle, bizi oyalıyor ve bunu paraya çevirip köşe oluyor düşüncesi uyandırmıştır hep... Ama benimde seyrettiğim diziler elbette vardı.. (Bunu utanmadan sıkılmadan söyledim, rahatladım. oh be!!) Birde benim bu konuda şöyle bir düşüncem var.... İnsan kendi karakteri, kişilği doğrultusunda şeyler seyreder. O halde seyrettiği dizi, sevdiği sevmediği karakterler gibi şeyler aslında insan kendisi hakkında fikir verebilir. Tabi bu yüzeysel olmamalı, o kişi ile dizi arasındaki bağ hakkında yeterince veri olmalıdır. Bana dizini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim durumları yani. Aslında ben bu kadar uzun yazı yazmazdım ama... Sağolsun çok sevgili bir arkadaş yüzünden uzadı işte... Neyse... Dizilerin -daha doğrusu filmlerin- bazı ortak noktalarınıda diğer yazıya bırakayım. Gelecek Bölümde; Sebastiyanın Patagonyadan yurda dönüş yolculuğunu izleyceksiniz... Daha dağılın...
|
Son yazılar
Blok Linklerim
0 kişi şuan burada
0 misafir
0 üye 0 gizli şey Bloğumda ara!
|